19 Aralık 2025 Cuma
14 Aralık 2025 Pazar
8 Aralık 2025 Pazartesi
2 Ekim 2016 Pazar
EŞKİYA KİTABI YAYINLANDI
EŞKİYA"
KİTABI YAYINLANDI
Tarihçi
Cezmi YURTSEVER, Eşkiya kitabını yazarken...
-Cumhuriyetin
ilk yılarında Kadirli, Andırın ve Kozan
yöresinden yüzlerce silahlı "eşkiyalar" olarak dağa çıktıklarını öğrendi. Ve bu eşkiyalar
Kurtuluş Savaşı günlerinin kahramanları Kuvayı
Milliyeci gençler idi.
-Olayların
sorumlu İstiklal Mahkemesi Reisi Ali Saip Ursavaş ve onunla işbirliği yapanlar idi.
-Aynı
yıllarda Çukurova bir baştan bir başa yağmalanmıştı.
-Kendi
istekleri ile devlete teslim olan eşkiyalar
Adana'ya mahkemeye giderken Tırmıl Höyük'te durdurularak topluca kurşuna
dizildi. Bu olay yargısız infazdı.
Yaşanan üzeri örtüldü ve gizlendi.
-Çukurova'nın
verimli tarım arazileri toprak ağalarının eline geçti. Köylüler emek sömürüsü ve zulüm altında köle
durumuna düşürüldü.
-Ali
Saip'in siyasi kavgası Atatürk'e suikast olayına kadar uzandı.
-Çocuk
yaşlarda olayları yaşayan, gözlem yapan Yaşar Kemal, 1950 yılında kasabada
toprak ağaları tarafından linç edilerek öldürülmek istendi. Ve Yaşar kemal,
olayların hikayesini kurgulayarak "İNCE MEMED" romanını yazdı. Oysa
İnce Memed ve 10 eşkiya 1932 yılında Toroslarda öldürülmüştü.
-1960
yılında Kadirli'ye Kaymakam olarak gelen Mehmet Can, çeltik ağaları tarafından
Hükümete baskı yapılarak sürgün tayini çıkarıldı.
-Ali
Saip'in gasp ettiği Çerkezlerin mirasçısı Kümbetir köyünden Ali Kemal, yaşanan
olayları Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM)taşıdı. AİHM Türkiye'yi
cezalandırdı.
-Olayların
tarihi sorumlusu Çapanoğulları'nın Çukurova'nın haracını alma çalışmalarında
çok sayıda insanın kelleleri kesildi. Topkapı Sarayı'nın giriş kapısında halka
seyr ettirildi. Kafaları kesilenler
arasında Devlet Bahçeli'nin dedeleri de vardı.
-Adana
Valisi Abidin Paşa'nın servet avcılığı Çukurova'da 1 milyon dönüm araziye göz
dikmesi ve 100 bin dönüm arazi alarak çiftlikler kurmasının perde arkası
gelişmeleri
Özetle
dünya hayatında halkı ezerek, zulmederek mal ve mülk kavgaları yapanların
ibretli hikayeleri bir destan gibi anlatılıyor EŞKİYA kitabında.
.................................................................................
EŞKİYA
KİTABINI ALMAK İSTEYENLER İÇİN
-Ekrem
Matbaası, Çakmak Caddesi, tahtalı Camisi ara sokak. Tel: 032236301516
-DİYANET
VAKFI KİTABEVİ, CEMAL GÜRSEL CADDESİ
- KARAHAN
KİTABEVİ, Çakmak Caddesi, Çakmak Plaza, zemin kat
..................................................................
TARİHÇİ
CEZMİ YURTSEVER'DEN İMZALI ALMAKİSTEYENLER İÇİN
-Bilgi
ve haberleşme: 05325829911
-
25 Kasım 2012 Pazar
serçe kuşları Gözde Ramazanoğlu'nu nasıl yanılttı?
-Sayın Gözde Ramazanoğlu mesleğinde başarılı
bir mimar ve aynı zamanda akademisyendir.
-Tarihte Adana kitabında Ağca Mescit’in
yapılış tarihi giriş kapısı süslemesinde bulunan serçe kuşlarına hayali tarih
vererek yapılması görüşlerini ilmi doğru olarak kitabında kullandı.
-Serçe
kuşlarına bakarak tarihleme yapılması görüşlerinden dolayı sayın
Ramazanoğlu yanıltılan bir bilim insanı
durumuna düştü.
-Ancak
Ramazanoğlu’nun hatalı bilgilerde düzeltme yapmayarak görüşlerinde ısrar
etmesi de bilimsel anlayış ters bir
durum olarak ortaya çıkıyor.
-Sayın
Ramazanoğlu’na çağrıda bulunuyorum: “Serçe kuşlarına bakarak tarihleme hatasını
ne zaman düzelteceksin?”…
Gözde
Ramazanoğlu, Adanalı ve Ramazanoğulları ailesinden mimar. Aynı zamanda Çukurova
üniversitesinde Mimarlık bölümünde de öğretim üyesi. O’nun Adana tarihine olan
ilgisi hem ailesinin kentin tarihi kimliğine olan katkıları ve hem de kendi
bilim alanına girmesi ile de açıklanabilir. Ama Sayın Ramazanoğlu’nun başarısı ise Osmanlı ve Ortaasya Türk mimarisi
ile ilgili yaptığı araştırma ve yayınlardır.
Kazakistan’daki Hoca Ahmet Yesevi türbesi ile yaptığı araştırma ve kitap
yayını da her türlü övgüye değer bir başarılı çalışmanın sonucudur.
AĞCA MESCİT YAPIM TARİHİNDEKİ HATADA NEDEN ISRAR
EDER
Sayın Ramazanoğlu’nun yazdığı ve 2006 yılında İstanbul’da yayınlanan “Adana’da
TarihTarihte Adana” isimli kitabında
Adana’nın kent tarihi hakkında önemli bilgilere yer veriliyor. Kent
içinde bulunan tarihi yapıların yapılış tarihleri ve mimari özellikleri
hakkındaki bilgiler Osmanlı Arşiv belgeleri ile de desteklenmiş. Başarılı bir
çalışma.
Ancak kitabın içinde 111-113 sayfalarda yer
alan Ağcae mescit ile ilgili bilgileri okumaya başladığımda hayretler içinde
kaldım. Sayın Ramazanoğlu Ağca mescit’in
giriş kapısını çevreleyen süslemeler içinde yer alan ve kendisine göre”Kuş”
oılan ama bir başka ifadeyle”Serçe” kuşu olan görüntüye bakarak Ağca mescit’in
tarihi hakkında açıklamalar yapıyor. Bakınız bu konuda sayın Ramazanoğlu’nun
açıklamalarına: “ İnşaat kitabesi yoktur. Fakat giriş kapısını çevreleyen bezemelerin
arasında bulunan karşılıklı iki kuş figürü ile binanın inşa tarihi
hesaplanabilmektedir. Ebced hesabına göre kuş,406 tarihini göstermektedir.
(kuş=406) burada karşılıklı iki kuş figürünün işlenmiş olması nedeniyle
(406+406=812) hicri takvime göre 812,
miladi 1409 yılında tamamlandığı anlaşılır”…
Bu
bilgilerin yer aldığı kitapta yapılan açıklamalar sayın Gözde Ramazanoğlu’nun
kendi bilimsel buluşu değildir. Yıllar öncesi
Adana Müze Müdürü M. Hadi Altay’ın yazdığı “Adım-Adım Çukurova”
isimli kitapta yer alan bilgilerin aynen
aktarımıdır. Müze Müdürü Ağca mescit’in
yapılış kitabesini bulamadığı için caminin giriş kapısındaki süslemeler
arasında bulunan iki kuş veya serçeye bakarak
Osmanlıca “Kuş” yazmış ve bunun karşılığı ebced hesabı tarihleme
uydurmuştur. Halbuki Müze Müdürü kapı süslemelerine biraz dikkatlice bakmış
olsaydı çok sayıda çiçek, hatta kertenkele, yaprak şekilleri de görecekti. Müze
Müdürü’nün uydurduğu ve hiçbir bilimsel temeli olmayan bilgileri sayın
Ramazanoğlu’nun kitabında yer vermiş olması bilimsel hatadır.
AĞCA MESCİT’İN YAPILIŞ PANOSU DEĞİŞTİRİLMİŞTİ
Ağca mescit’teki
yapılış tarihlemesinin bilimsel olmadığı ve değiştirilmesi gerektiği
yönünde Adana Valiliği Kültür Müdürlüğüne dilekçe verdim. Vakıflar Bölge
Müdürlüğü’ne intikal eden dilekçeye cevap verilmesi için Ankara’dan kitabe
okuma uzmanları Adana’ya getirildi. Ve kitabe uzmanı Ağca mescit tarihlemesi
için “hatalı olduğu” raporuna yer verdi. Adana Vakıflar Bölge Müdürlüğü,
istemeye istemeye Ağca mescit’in yapılış tanıtım panosunun değiştirilmesine razı
oldu. Hatta Vakıflar İdaresi yeni bir pano konulmasını ağırdan aldı. Pehlivan
Reklam ile görüştüm ve yeni bir pano mescit giriş kapısına kondu.
Ancak
geçtiğimiz günlerde (eylül 2012 içinde) Ağca Mescit’e uğradığımda Ağca Mescit
giriş kapısına yerleştirilen panonun oradan sökülerek alındığını gördüm. Gazi
Paşa Caddesindeki Kitapsan’ın vitrininde Gözde Ramazanoğlu’nun “Tarihte Adana”
kitabının yeni baskısını gördüm. Sayfalarını araladım. Yakın zamanda yeniden
basılan “Tarihte Adana” kitabında Ağca Mescit ile ilgili “kuş” şekline
bakılarak uydurulan bilgilerin aynen yer aldığını gördüm. Ve Gözde Ramazanoğlu
adına çok üzüldüm.
TOPLUMU
YANILTMAK DURUMUNDA MISINIZ!
Sayın
Gözde Ramazanoğlu, “Tarihte Adana”
kitabında yer alan Ağca mescit’in yapılış tarihinin 1409 olduğunu kanıtlarla
ispatlamak durumundasınız. Veya hatalı olduğunu kabul ederek yapılacak yeni
baskılarda değiştirmeniz gerekecektir.
Hatayı bilerek veya bilmeyerek yapmış olabiliriz. Ancak hatada ısrar etmek daha
büyük hatalara da sebebiyet vermektir. Bütün bu açıklamalardan sonra sayın
Ramazanoğlu’na cevaplaması isteği ile şu soruyu soruyorum: “Ağca mescit’in
yapılış tarihi hakkında uydurma bilgileri doğru kabul ederek toplumu yanıltmak
durumunda mısınız!”…
28 Ekim 2012 Pazar
5 Mart 2011 Cumartesi
KADİRLİ'NİN TARİH SEVGİSİ KİTABI YAYINLANDI
Kadirlili tarihçi Cezmi YURTSEVER, yıllardır sürdürdüğü Kadirli Tarihi konulu araştırmalarının son kitabı olarak “Kadirli’nin Tarih Sevgisi” konulu kitap yazımını sonuçlandırdığını ve yayın aşamasına getirdiğini açıkladı. Tarihçi YURTSEVER’in Kadirli’nin Tarih Sevgisi” kitap yayını hakkındaki açıklamaları:
“Kadirli’nin tarih ve kültürüne olan ilgi ve yıllar süren araştırmalardan elde edilen bilgi ve belgeler ışığında özellikle gençler için Kadirli Tarihinden ilginç konuları içine alan Kadirli Tarihine Sevgi kitabı hazırlandı ve yayın aşamasına getirildi.
Kadirli’nin tarihi mirası, kent kültürü ve kimliğinin önemli kaynakları olan olaylar ile ilgili konular seçildi. Fotoğraf ve belgeleri bulundu. Ve olayların hikayeleri yazıldı. Kadirli Tarihine olan sevginin ilham kaynağı ise Osmanlı’nın son döneminde Adana Valiliği yapan Cemal Paşa’nın 1909 yılında Kadirliye gelmesi ve Sülemiş eteğinde tarihi Taş köprüyü yaptırmasıdır. Taşköprü Kadirli tarihinin simgesi durumunda idi. 1954 yılında Savrun taştı ve köprünün 4 ayağı yıkıldı. Yapıldı ve 1961 yılında son kez yıkılarak tarihe karıştı. Kadirli’de yaşayan ve 60 yaş üzerinde olan hemen nekresin belleğinde Tarihi köprünün görüntüsü canlanır. Kadirli köprüsü ile ilgili olarak en güzel fotoğraflar Mehmet Karatopak’ın aile Arşivinde çıktı. Köprünün yıkıldığı 1954 yılı Nisan ayı içinde Sülemiş tepesi ve köprünün resimlerini çektiren Mehmet Karatopak, aynı zamanda Batı cephesine de gitmiş “Gazi” idi. Bahsi geçen fotoğrafları koruma altında bulunduran ailesinin belgeleri bana vermiş olması Kadirli Tarihine olan sevgi ve özlem duygularımı canlandırdı. Kadirli’ye her gidişimde ve Savrun kıyısında yürüdüğümde tarihi Cemal Paşa’nın yaptırdığı TAŞKÖPRÜ’yü hayal ettim.
BEHİCE BATUR’UN ŞİİRİ KULAKLARIMI ÇINLATMIŞTI
Kadirli’de yaşanan çocukluk ve ilk eğitim yıllarında Cumhuriyet İlkokulu’nun yakınında Cihangirler mahallesinde bir konakta oturan Behice Batur ve kocası Süleyman Batur tarihi ve milli konulara duyarlı insanlar idi. Süleyman Batur, daktilo ile yazdığı aşiret ve aile hatıralarını bana teslim etmişti. Behice Batur, ne zaman yanına varsam babası Çoban kahyayı ve çetelerin Kadirli’ye giriş olayı anlatmış ve 1943 yılında yazdığı “Kadirli Çeteleri” Şiirini okumuştu. İlkokul eğitimi esnasında Belediye7nin hoparlöründen Kadirli Çeteleri şiirini okuyan öğrencilerin haykırması yüreklerimizi titretirdi.
KUNDURACI ALİ’NİN FOTOĞRAFLARI
Kadirli’li fotoğraf meraklısı “Kunduracı ali “ lakabı ile de tanınan Ali Mümtaz Sayman her zaman Katsal yaylasındaki evinde ziyaret ettiğim tarih sohbetleri yaptığım bir insandı. Bana elinde bulunan şiir defterinden yazdıklarını okurdu. Kunduracı Ali’nin ilk çocukluk ve gençlik yıllarından itibaren fotoĞraf meraklısı olduğunu öğrendim. Albümünde 1940 ve 50’li yıllara ait siyah beyaz Kadirli şehir fotoğraflarını gördüğümde çok heyecanlandım. Kunduracı Ali ailesi, rahmetli eşi ve çocukları Şinasi, Bülent, Levent ve diğerleri her zaman saygıda bulundular. Babalarından kalan bilgileri benimle paylaştılar. Onların bu hareketleri karşısında çok duygulandım.
Kadirli insanı atalarından devr aldığı tarihi değerlere her zaman sahiplenmiş, bu konularda araştırma yapan bilim adamları, tarihçiler, şairler ve sanatçılara sahip çıkmış, desteklemiştir. Sayın Dr. Hakkı Sayman’ın Üniversitede öğrenci iken tarih araştırma yaptığım yıllarda bana ne kadar destek verdiğini zhatırlar ve duygulanırım. Tayyıpzade ailesinden ve de benim İlkokul öğretmenim olan Osman Arıkan’ın Fransız işgalini sınıfta uygulamalı olarak anlatması belki de tarihçi olmamın ilk işaretleri idi.
KADİRLİ’NİN TARİH SEVGİSİ kitabını yazma çalışmaları bu duygular sonucu ortaya çıktı. Sel gider kum kalır derler ya! O kum, belki de yaşanan tarihten hatırlananlar ve yaşatılanlardır.
4 Ocak 2011 Salı
FRANSA'NIN ÇUKUROVAYI İŞGAL FOTOĞRAFLARI
adana Vali Konağı Önü, 1920 yılı
Fransız gemisi, Mersin limanına yaklaşıyor
Asker ve Savaş malzemeleri taşıyan gemi Mersin limanında
Fransız kumandan ve askerler mersin'e çıkarma yapıyor,Aralık 1018
Fransız askerler Adana istasyonunda törenle karşılanıyor
Fransız süvari askerleri Adana istasyonunda
Fransız kumandanlar İskenderun limanında işgali başlatıyor
Ermeni mülteciler-göçmenler Adana çadır kampında
Ermeni çadır kampında hayat devam ediyor
Adana kuru köprü-şehir merkezi
Fransız askerler mersin'de
Mersin şehrinin görünüşü, 1920
Fransız general Guro, Tarsus'a geliyor,
Fransız askerler görev başında
Tekir-Pozantı vadi yamacında siperde bir Fransız askeri
Binbaşı Menil'in evi-Pozantı
Belemedik istasyonunda hastahane
Fransız general Dufyo
Fransız general Guro'nun karşılanması, Mersin
Fransız askerler eğitim anında, 1916
Fransa'nın Kilikya(Çukurova) işgalini Beyrut'tan yöneten General Guro
Fransız askeri karargahı olarak kullanılan Adana Kolordu binası
Fransız askerler Ceyhan nehri kıyısında, Osmaniye
Fransız albay Bremond , Adana'daki katliamlardan sorumlu
Fransız kumandanın kapısında bekleyen Senegalli asker
ADANA VALİ KONAĞI
TÜRKLERİN KURŞUNA DİZİLDİĞİ ADANA ŞEHİR MERKEZİ
Fransız askerler Seyhpan nehrinde su çarkının (mavra) yanında
Fransız askerler
Çam dalları ile örtülmüş bir vagonu haberleşme aracı olarak
kullanan Fransızlar
İçki içerek keyif süren Fransız askerler
Tarsus'ta çocuklmar için açılan bir sergi ve gösteri yeri
Fransız askerler gezintide
Altta bir Fransız asker tankın yanında, Toprakkale-Osmaniye
12 Aralık 2010 Pazar
CEZMİ YURTSEVER BİLGİ KAYNAKLARI
Kendi kişisel haber-araştırmaları için
Haber sitesi
BLOG SİTELERİ
cezmiyurtsever@hotmail.com
ev telefonu: 0322 4533015
cep:05325929911
14 Ekim 2010 Perşembe
SAYIN AHMET NARİNOĞLU’NUN ADANA HAYALLERİ …
-Ahmet Narinoğlu, Andırın’ın bir dağ köyünde doğmuş, Karaisalı Kaymakamlığı ve Adana Vali yardımcılığı da dahil ülkenin pek çok yerinde yöneticilik görevinde bulunmuştur.
-Adana hakkındaki araştırma-plan ve projelerini hayata geçirmek için Büyükşehir Belediye Başkanlığına adaylığını da açıkladı.
-Sayın Narinoğlu Adana’nın Tarihi kent kimliğine kavuşması için yoğun çalışmalar yapıyor.
O’nunla ilk tanıştığımızda sevecen bir bakışla elini uzatmış ve “merhabalar sayın hocam. Sizinle Ankara’da 1970’li yıllarda Üniversite öğrencilik yıllarımızda tanışmıştık. Aradan yıllar geçti. Şimdi Adana için ve tarih bilimi için neler yapıyorsunuz?” demişti. Kadirlili olduğumu ve eşimin de Andırın Anacık köyünden olması dolayısı ile kendisi ile yakından gönül bağımız doğdu. Çünkü o’da Andırın’ın Geben beldesine yakın Sis/Bunduk yöresindeki bir dağ köyünden idi. Ve ilk tanışmamız ve konuşmamız 2000’li yılların başlarında gerçekleşmişti. Kendisi Adana Vali Yardımcılığı görevinde bulunuyordu. Sonra onunla evinde buluştuk. Kayın validesi benim de aynı zamanda okuduğum Cumhuriyet İlkokulu öğretmenleri arasında bulunan Dana Carıllı idi. Mesleğinde titiz, çalışkan ve bir o kadar da eğitimde öncü ve başarılı bir insandı.
Hakkında bilgiler verdiğim ve yakından tanıma imkanına kavuştuğum kişi sayın Ahmet NARİNOĞLU idi. Kısa süre önce İstanbul Kağıthane Kaymakamlığı görevinden istifa ederek Adana’ya gelmiş ve Büyükşehir Belediye Başkanlığı için adaylığını açıklamıştı. Adana’yı bir dünya kenti yapmak için elinde çok sayıda uygulanabilir plan ve projeleri vardı.
ADANA KİMLİĞİNİ CANLANDIRMA ÇALIŞMALARI…
Sayın Narinoğlu’nun Adana hakkında öncelikle gündeme getirdiği konular arasında kentin 5 bin yıllık tarihinin merkezi olan Tepebağ’daki tarihi mirasa sahip çıkma düşüncesi vardı. 20.yüzyılda çarpık kentleşme ile adeta yok edilen tarihi Adana kentinin ayakta kalan son eserlerine sahip çıkma ve tanıtma yönünde ciddi çalışmaların yapılması gerektiği görüşlerini açıkladı. Adana Havaalanı’nın Şakirpaşa mahallesi ile bağlantılı Ana yol kıyısında bulunan Atatürk’ün 1918 yılı kasım ayı içinde birkaç gün kaldığı tarihi konağın korunması olayına el attı.
Sayın Narinoğlu, 1980’li yılların başlarında Kaymakamlık yaptığı Karaisalı ilçesi için “Kuvayı milliye gününün” tespit edilmesi ve kutlanması çalışması ile yörede tarih bilincinin canlandırılması ve genç kuşaklara benimsetilmesine öncülük etmişti. Zaman içinde Andırın ilçesinin sosyo-kültürel ve ekonomik kalkınması için hemşehrilerini bir araya getirerek sivil toplum hareketini başlattı. Toplantılar düzenledi. Ve ben bu toplantıların çoğuna da katıldım. Görevi gereği İstanbul Kağıthane Kaymakamı olarak çalışırken bile Türkiye genelinde Andırınlıları bir araya getirme çalışmalarını yürüttü. Sabırla ve inatla yıllardır hizmet verdiği Adana’ya, doğduğu Andırın’a, aile özlemi içinde bulunduğu Kadirli’nin kalkınmasına yönelik araştırmaları, projeleri vardı. Kendisi ile Çaldağı eteğindeki Camili köyünde Ermenilerin 15 Haziran 1920 tarihinde yaptıkları saldırı ve tahribatlarla ilgili Rifat Kodal çiftliğindeki tespit çalışmalarında bulunmuştum. Çalışmalarımız hızla ilerledi. Bir noktaya gelince tıkandı kaldı. Umutlarımız kırılmasın diye projenin neden böyle sonuçlandığı hakkında sessizliğe büründü.
Ama son görüşmemizde Adana’nın Fransız işgalinin ilk günlerinde Taşköprü başında şehit edilenler içinde olduğunu… Yine akrabalık bağı içinde bulunduğu 1919 yılı içinde Beyrut’tan Adana’ya gelerek önce Valilik’te memur olarak çalışan sonra da telgraf işlerini yürüten Hasan Carıllı’nın fedakarlıklarını anlattı. Atatürk, 1927 yılında Nutuk kitabını yazarken Adana’nın düşman işgali altında fedakar çalışmalar yürüten telgraf memurundan bahsettiğini….Bu konuda şimdi resmi belgeleri bulmak için çalışmalar yapılması gerektiğinden bahsetti. Milli mücadeleden sonra Hasan Carıllı’nın kendisine verilen istiklal madalyası, maaş ve her türlü maddi ödülü kabul etmeyerek “Ben vatan görevinde bulundum. Karşılığında hiçbir şey istemiyorum” dediğinden bahsetti.
Sayın Ahmet Narinoğlu, şimdi Adana halkının ve kamuoyunun da desteğini alarak yaklaşık 30 yıldır sürdürdüğü yöneticilik, plan-proje hazırlama, kentsel dönüşüm-gelişme çalışmalarını yıllardır içinde yaşadığı Adana’nın 21. Yüzyılda bir dünya kenti olması yönünde destek ve görev bekliyor. Bu saygıdeğer hemşerimizin Allah yar ve yardımcısı olsun…
KAHRAMANLAR DA AĞLAR
-Adana şehir merkezi Abidinpaşa caddesi kıyısında tarihi Roma Sarayı harabesi tem kısmında yapılan kazılarda Orpheus Mozayiği bulundu.
-Sevdiği insanın arkasından ağlayan Orpheus’un gözyaşı dökerek söylediği ağıta hayvanlar ve kuşlar da katıldı.
-Orpheus’un mozayiği şimdi Adana Müzesinde görülebilir.
Yaşadığı şehri anlatıyordu, meraklı izleyenlere… Burası Taşköprü, hemen batı yönünde kalekapısı ve onunla bağlıntılı antik kentin ana caddesi yani “aksı”nı görüyorsunuz.Burası bugün Abidinpaşa caddesinin de olduğu yer. Antik kentin yönetim merkezi ,saraylar, tapınaklar da burada idi. Sonradan Tepebağ’ı çevrelen alanda sur duvarları yükseldi. Biraz da güvenlik endişesinden dolayı iç kale, sur duvarları birbirini tamamlıyordu. Ramazanoğulları zamanında Adana kenti sur duvarlarının dışına taştı. Güneye doğru büyüdü. Ulucami ve etrafındaki Ramazanoğulları vakfının bulunduğu yerler şehrin merkezi haline geldi. Ama tarihi Adana kentinin hiç değişmedi tarih boyunca işte şu gördüğünüz “doğu-batı aksı/ ana caddesi”…
Gençliğinin baharındaki genç bilim adamı Adana’yı anlatırken izleyenleri tarihin derinliklerine doğru bir yolculuğa götürüyordu. Kendisini izleyenler merakla ne diyeceğine bakıyorlar biraz da derin derin düşünüyorlardı. Sonraki günlerde sayın araştırmacı kenti Tepebağ etekleri boyunca çevreleyen sur duvarlarının son parçasını buldu. Yaşanmış bir tarihin Adana kentinin antik döneme ait görünüşünü ortaya çıkarmaktan çok mutlu idi. Konuşmaları heyecanlı,bakışları heyecan ve sevgi dolu idi. Bilgiyi paylaşıyordu, insanlarla sadece.
Ama sayın araştırmacının bilgi sunmadığı bir konu vardı: Antik kentin aksı/ana caddesi üzerinde Romalılar zamanından kalma tapınak harabesi zemininde 1960’lı yıllarda yapılan bir kazı çalışmaları esnasında mozayik göüntüsü çıkmış, Müze yetkilileri tarafından sökülerek yerinden alınmış ve korunmak üzere götürülmüştü. Bahsi geçen mozayik, elinde müzik aleti çalan genç bir insanın etrafında kuşlar ve hayvanlar dolaşıyor olarak görüntüye yansımıştı. . İnsanı duygulandıran sesler müzikle yansıyordu etrafa, kulakları çınlatıyor, kalpleri titretiyor, sonra da gözyaşı dökülmesine neden oluyordu.
Bahsi geçen mozayik tarihi belgelerde “müzik çalan orpheus” adıyla tanımlanıyordu. Grekler zamanından kalan bir efsane canlandırılıyordu. Sevdiği karısı Eurudike’yi kaybeden Orpheus, ölüler ülkesi tanrılarına yalvarmış ve onun geri gelmesini istemişti. Sevgilisi yanına gelirken bu mutluluğu kıskanan Zeus tarafından şimşekler çakmış, kötü insanlar bin bir türlü engeller çıkarmışlar… Eurudike’de yeniden ölüler dünyasına gitmiş… Sevgilisine kavuşamıyan Orfeus, elindeki müzik aleti ile kuşlara, hayvanlara, taşlara,ağaçlara şarkı söylemeye başlamıştı. Yürekleri dağlayan gözyaşlarının hiç eksik olmadığı bir aşk hikayesinin kahramanı olan ORFEUS da sonunda parçalanarak öldürülmüştü.
Araştırmacı sonraki günlerde mutluluğu aradı hep insanlarda… Ama bulamadı bir türlü. Engeller çıktı aşamadığı. İntihar etmek istedi ama olmadı. Dünyanın türlü halleri içinde yuvarlanıp duruyordu. Hep sonsuz mutluluğu arayan peşinde koşan ama hiçbir zaman bulamayan… Tıpkı Orfeus mozayiğinde anlatılmak istenen gibi!
10 Ekim 2010 Pazar
BİR EŞKİYA BAŞI’NIN ADANA’YA ‘VALİ’ OLMASI!
-Osmanlı yönetimi Payas yöresine hakim olan derebey ve eşkiyabaşı Küçükalioğluna söz geçiremeyeyince onu “Vali yapmaya” karar verdi.
-Küçükalioğlu Valilik maaşını az buldu. Misis köprüsünü orta yerinden kırdırdı. Ve yolcuları paralı olarak gemiyle taşımayabaşladı.
Merak bu ya... 1830'lu yıllarda İngiltere'den Küçük Asya'ya (Anadolu ) gelen BARTLETT, uzunca bir süre Çukurova ve civarında dolaştı. Yanında görüntü çizim ustası (gravürcü) MURDOCK olduğu halde Misis'e geldi. Tarihi köprünün Adana'ya bakan tarafındaki ayağına yakın bir yere oturdular. Murdock, sehpasını kurdu. Kalemlerini, boyalarını çıkardı. Karşısındaki manzarayı çizmeye başladı. Hemen biraz ilerisinde yere oturmuş arkalarını taşlara vermiş birbirlerine hal hatır soran sohbet eden insanları, az ilerde ırmak kıyısındaki muhafız askerleri ve birbiri peşi sıra köprüye doğru ilerleyenleri çizmeye başladı. Köprünün karşı tarafındaki kalekapısı, kervansaray bütün ihtişamı ile görüntüye yansıdı. Ceyhan nehri zahir o gün boz bulanık akıyordu. Misis kalesi ve ırmak kıyısındaki değirmen de görüntüye girmişti. Murdock'un çizimine dikkatle bakan gözlerin hemen fark edeceği bir husus vardı ki... Köprü tam orta yerde kırılmış veya çökmüş olmalı idi. Ayaklar arasına tamirat çalışmalarını yansıtan bir durum vardı. Tabii akla gelen ilk soru: Köprüye ne olmuştu? Çürümeden dolayı bir çökme veya yıkıntı mı yoksa bir başka sebep mi vardı?
Misis köprüsünün orta yerindeki çatlak veya çöküntü 1830'lu yıllardaki bir gravüre böyle yansırken herhalde olayları en iyi bilen yine köprü başındaki palmiye ağacının yanındaki elleri silahlı muhafız askeri olabilirdi.
EŞKİYAYA VEYA DEREBEYE GÖREV VERİRSENİZ
1750-1850 yılları arasında geçen yüzyılda garip haller olmuştu, Misis köprüsü ve civarında. "Cadde" diye tabir olunan uzun bir kervan yolu geçiyordu Misis'ten... Gülekboğazı, oradan Karaisalı vadileri, Adana, Çaldağı eteklerinden Misis'e ulaşan kervanlar, burada biraz konaklar, "köprüden geçiş vergisi" öder, öylece giderdi hac ve tüccar kervanları... Biraz ilerde Kurtkulağında mola verilir, ondan sonra Payas kalesine ulaşılır, burada konaklanır, sonra Belen geçitlerinden gidilerek Antakya'ya oradan da Halep'e ulaşılırdı. Bahsi geçen kervan yolu Osmanlı'nın Ortadoğu'daki can damarı durumunda idi.
1750'li yıllarda Gavurdağları eteklerinde güçlenen etrafına kendi adamlarını toplayan Küçük Ali, Misis'ten Payas'a giden kervanlara saldırdı. Ele geçirdiği malları ganimet babında dağlara kaçırdı. Gavur dağları, derin vadiler, ormanlar, uçurumlar, kaleler ile dolu idi. Dağlara saklanan bir eşkıyayı bulmak da çok zor idi. Aslında Küçük Ali, masum görünüşlü köksüz bir eşkiya değildi. Dadaloğlu'nun deyişiyle "Bozok Handan sürer gelir ötesi, Özeroğlu Seyfi Handır atası" övgüleri Küçük Ali'ye söylenmişti. Küçük Ali, aslında kendisini soylu bir Türkmen beyi olarak görüyor, "Özer ili" olarak isimlendirilen Payas civarına sahip olmak istiyordu. Küçük Ali, Gavur dağları eteklerinde eşkiyalık hareketlerine başlamış, dağdan aşağıya doğru bir taş yuvarlamıştı.
Küçük Ali'nin ölümünden sonra oğlu Halil 1780'li yılların başlarında başına topladığı yüzlerce adamı ile birlikte Payas yöresindeki kervan yolunu basmaya başladı. Osmanlı yönetimi Halil'i kendisini bağlamak baskınları önlemek istedi. Halil'e "Payas beyi", "Kapıcı başı", "Mirliva" unvanları verildi. Beylik çadırı kurmasına, kürk giymesine, kılıç kuşanmasına izin verildi. Şanlı şöhretli bir "bey" sayılacaktı, ancak esas görevi "padişahın kapısını bekleyen" sadık bir bende veya "kapıcı başı" olarak kalacaktı. Bir yerde yönetim, Halil'i Payas Sancağı'nın en büyük yöneticisi tıpkı bir vali gibi
ünvanlara layık görüyordu. Sadece uslansın, kervanları basmasın, topladığı vergilerin bir kısmını kendisine alsın ama önemli bir kısmını Padişaha yollasın diye.
Halil, bir türlü uslanmadı. Halep'ten Payas'a gelen hac kervanını bastı. Kadı efendiyi esir aldı. 4.000 kuruş karşılığı fidye alarak serbest bıraktı. Olaylar sonrası Halil yakalanmadı. Tekmil Çukurova'nın en büyük Vali‘sinin istekleri, padişahın da onaylaması üzerine Halil ile mücadele etmektense yöreden toplanan 6.000 kuruş verginin 2.500 kuruşunu Halil"e bırakarak affedilmesi uygun bulundu. Af fermanını Adana Valisi Ali Paşa, Halil'e ulaştırdı, 1781 yılında...Halil, daha daha büyük mertebeye yüceltildi. Kendisine "PAŞA" unvanı bile verildi.
"Alışmış kudurmuştan beterdir" derler ya... Halil bir türlü uslanmadı. Yine yol kesip haraç almaya başladı. Koskoca Osmanlı Sadrazamı Halil sorununu kökünden halletmek için 3.000 asker, gelişmiş top ve tüfenkler ile Payas'a geldi. Payas'a bakan Gavur dağlarında zorlu savaşlar oldu. Halil yine yakalanamadı. Osmanlı'nın hac ve tüccar kervanları, Payas'tan öteye İskenderun'a yine geçemiyordu. Karataş sahillerine gelen kervanlar, gemiler ile İskenderun veya Samandağ sahillerine çıkarılıyor, öylece Halep'e doğru yol alıyordu, 1786 yılında. Arkasından Adana Valisi Yusuf Paşa, Halil üzerine külliyetli asker ile yürüdü.9000'i aşkın askeri güç Halil'i yine yakalayamadı, Gavur dağlarında.
Fransız Devriminin yaşandığı 1789 yılında Adana eyaletinin kuzeydoğu kıyısındaki Payas yöresinde Osmanlı yönetimi Halil ile yine baş edemedi.O'nu Padişah III. Selim'in tuğralı fermanı ile 1791 yılında "Mirimiran" unvanıyla geçmiş suçları affedilerek en güçlü "vali ve bey" yapıldı. Halil için makam, mevki, post, tuğlu çadır, validen daha üstün durumda itibar tamam ama bütün bunlar para etmiyor ki!.. Halil, beyliğinin güney sınırında bulunan Misis'e geldi. Köprüyü kontrolü altına aldı. Köprübaşındaki bac (gümrük) kapısından 25.000 kuruş gibi yüklü bir gelir elde edildiğini öğrendi. Kervanların köprü üzerinden geçişine izin verse, alınan vergiler deftere işlenecek, Adana Valisine vergi verilecek. İyisi mi köprünün orta yeri kırılırsa veya çökmüş olursa gelen geçenden vergi alınamazdı. Gelişmeler de bu yönde oldu. Halil'in adamları köprünün her iki yanına gemi vazifesi gören kayıklar yerleştirdiler. Toplanan paraları da öncelikle Halil'in "cebine" gönderdiler. Ta ki 1830'lu yıllarda İngiltere'den gelen gravür çizim ustası Murdock Misis'e gelip köprünün görüntüsünü belgeleyinceye kadar çatlak veya çöküntü ayan beyan belli idi.
Halil'in akibeti ne mi oldu? Yüksek yüksek görevlere gelmesine rağmen bir türlü uslanmadı. Payas iskelesinde bulunan Fransız gemisine saldırdı. Malları yağmaladı, dağlara kaçırdı. Sattı. Ki miktarı da 168.000 kuruşu buluyordu. 1803 yılında Mekke'den gelen hacıları yine Payas yakınlarında soydu. Mallarını rehin aldı. Adana Valisi, 100.000 kuruş fidye ödeyeceğini söyleyince hac kervanı serbest bırakıldı. Emri hak vaki oldu ve Halil, eşkiyalığı arşı alaya çıkan ünlü Türkmen beyi veya yönetimin emirler emiri 1803 yılında ansızın darıbekaya rıhlet etti (ebedi dünyaya göçtü).Geride Osmanlı Arşivinde bir sürü belge ve bay Murdock'un Misis köprüsünün çökmüş halini yansıtan gravür bırakarak.
MİMAR DUYGU SABAN’I DİNLERKEN!...
-Mimar Duygu Saban, Adana’nın kent mimarisi ve Jansen planı hakkında açıklamalar yaptığı konuşması dikkatle izlendi.
-1918 ve Alman Mimar 1930’lu yıllardaki Adana kent planı hakkında ayrıntılı bilgiler verdi.
-Adana’nın tarihi kalesi ile ilgili bilimsel araştırmaları ile başarılı olan sayın mimar’ın Osmanlıcayı bilmesi ve ana kaynakları görmesi halinde çok daha başarılı olacağını düşündüm. Ve kendisini kutluyorum.
Çukurova Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyesi Sayın Duygu F. Saban, 8 Ekim 2008 Çarşamba günü Taşköprü yanındaki eski Osmanlı İdadi (Lise) binası salonunda Adana’nın tarihi kent planlamaları hakkında bilgiler veren görsel sunumunu gerçekleştirdi. Özellikle Osmanlının son döneminde yaşanan şehirciliğin gelişimi hakkında verdiği bilgilere ek olarak 1918 yılında Fransızların Adanayı anlatan planlama çalışmalarına yer vermesi ilginç idi. Konuşmaları arasında sık sık 1918 planlaması ile ilgili belgeleri göstererek yorumlar yaptı. Sonra da Cumhuriyetin kurulması ile birlikte 1930’lu yıllarda gündeme gelen Alman Mimar Jansen’in planlaması hakkında ayrıntılı açıklamalar yaptı.
Akıcı bir konuşma tarzı ile izleyenleri tarihin gizemli ve büyülü yıllarına götürdü. Son derecede başarılı bir kompozisyon çizdi. Belli ki akademik araştırmaları esnasında elde ettiği bilgileri sunum tekniğine de uyarlayarak gerçekleştirmeyi tercih etmişti.
Alman mimar Jansen’in 1935 Adanası için kentin kuzeye doğru kayması yeni yerleşim yerlerinin oluşması Atatürk caddesi ile Ziyapaşa bulvarının geniş ve ağaçlıklı olması, eski Şakirpaşa istasyonunun kuzeyi ile Demiryolunun geçtiği Yüreğir’in kuzeyinin sanayi bölgesi olarak düşünülmüş olması hakkındaki bilgileri gelişen modern Adana’nın bir tasarımı idi. Özetle Osmanlı’dan cumhuriyete Adana’da kent planlaması hakkında bilgiler verdi sayın mimar…
DUVARLAR ARKASINDAKİ GERÇEKLERİ DE GÖRMESİ GEREKMEZ MİYDİ!
Sayın Mimar’ın konuşması esnasında Adana’da ilk Otel’in cumhuriyetin ilanını izleyen yıllarda çalışmasına başladığını açıklaması ve üzerinde ısrarla vurgulaması manidardı. Sayın Mimar, akademik ünvanı gereği mesleki başarısını Avrupa’da aldığı eğitimle pekiştirerek kendi araştırma sonuçlarını sunuyordu izleyenlere. Alman mimar Jansen’in kendi ülkesi şartlarına uyarladığı kendi felsefesinin ürünü olan bakış açısı ile hazırladığı Adana’nın kent planı bir bakıma tarihi sur içi ve Tepebağı çevreleyen alandan kuzeye doğru genişleyen Adana’nın kentsel gelişimini gösteriyordu. Sayın mimar’ı dinledikten sonra eve geldim ve kısa bir arşiv araştırması yaptım. Kurtulmuş savaşının bitmesi ile birlikte 1923 yılında Atatürk’ün Adana’yı ziyareti anısına Türkçe öğretmeni Remzi Oğuz Arık tarafından hazırlanan Adana Ticaret Rehberi kitabına göz attım. Ve kitabın 130. Sayfasındaki işyerleri listesine göz attım. Savaş bitiminde bile Adana’da 9 otel, 21 han, 8 eczahanenin sayısı veriliyordu. Peki sayın mimar en kısa yoldan “Adana’da cumhuriyetin ilanı sonrası 1 otel açıldı” bilgisini vererek Osmanlı döneminin geri kalmışlığı ve her şeyin cumhuriyetin ilanı sonrası hızla geliştiği mesajını özellikle neden üzerine basa basa verme ihtiyacı duymuştu. Kendisinden söz isteyip harf devrimi sonrası (1928’i izleyen yıllarda) Türkiye’de ve özellikle Adana’da tarih kent arşivinin yerel yöneticiler tarafından ırmak hamamı yakınındaki depolardan at arabaları ile alınarak Taşköprü aşağısında it adasında yakılmış olduğunu dolayısıyla geçmiş tarihi bilgilerle ilgili hafızanın karartıldığını yapılan açıklamalar ve verilen rakamların sadece duvarın bir tarafını görmek ve göstermek anlamına geldiğini söylemiş olsaydık ne olurdu. Sayın mimar akademik ünvanı gereği mükemmel İngilizce biliyor olabilir, mimar Jansen’in kent planını yorumlarken de Almancasını da geliştirmiş olabilir. Ama onun bilemediği bir “bilgi kapılarını açan” kapı vardı ki o da Osmanlıca idi. Yani Türkçenin Arap harfleri ile yazılmış kaynakları olan belgeler kitaplar vs… vs…
Adana’nın 16. Yüzyılına ait kalekapısı, sur içi bölge, Ramazanoğulları dönemi hakkında araştırmaları ile de tanınan sayın mimarın Adana’nın tarihi mimarisi konusundaki bütün yazdıklarını gözden geçirmesi gerekir. Gün olur ki karanlıkları aydınlatan ışıklar “müsademei efkardan Barika-i hakikat doğar” (fikirlerin çarpışmasından gerçeklerin ışığı ortaya çıkar) sözlerini doğrular. Bu yazıları yazarken gözümün önüne sık sık kullandığım şu sözler geldi:
“Tarih ve toprak ses verir,
Hayaller ve duygular gerçekleri ortaya çıkarır”…
Tavsiyem odur ki, sayın mimar en kısa zamanda “Osmanlıca” sını geliştirir, Adana’nın kent mimarisine bakışlar yaparken karanlıkları aydınlatır. Kendilerini kutluyor ve saygılarımı sunuyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


































