28 Ekim 2012 Pazar

ADANA'NIN TARİHİ FOTOĞRAFLARI

1

                                          2
                                       3
                                         4
                                       5
                                          6

5 Mart 2011 Cumartesi

KADİRLİ'NİN TARİH SEVGİSİ KİTABI YAYINLANDI

  Kadirlili tarihçi Cezmi YURTSEVER, yıllardır sürdürdüğü Kadirli Tarihi konulu araştırmalarının son kitabı olarak “Kadirli’nin Tarih Sevgisi” konulu kitap yazımını sonuçlandırdığını ve yayın aşamasına getirdiğini açıkladı. Tarihçi YURTSEVER’in Kadirli’nin Tarih Sevgisi” kitap yayını hakkındaki açıklamaları:


“Kadirli’nin tarih ve kültürüne olan ilgi ve yıllar süren araştırmalardan elde edilen bilgi ve belgeler ışığında özellikle gençler için Kadirli Tarihinden ilginç konuları içine alan Kadirli Tarihine Sevgi kitabı hazırlandı ve yayın aşamasına getirildi.
    Kadirli’nin tarihi mirası, kent kültürü ve kimliğinin önemli kaynakları olan olaylar ile ilgili konular seçildi. Fotoğraf ve belgeleri bulundu.  Ve olayların hikayeleri yazıldı.  Kadirli Tarihine olan sevginin ilham kaynağı ise Osmanlı’nın son döneminde Adana Valiliği yapan Cemal Paşa’nın 1909 yılında Kadirliye gelmesi ve Sülemiş eteğinde tarihi Taş köprüyü yaptırmasıdır.  Taşköprü Kadirli tarihinin simgesi durumunda idi. 1954 yılında Savrun taştı ve köprünün 4 ayağı yıkıldı. Yapıldı ve 1961 yılında son kez yıkılarak tarihe karıştı.  Kadirli’de yaşayan ve 60 yaş üzerinde olan hemen nekresin belleğinde Tarihi köprünün görüntüsü canlanır.  Kadirli köprüsü ile ilgili olarak en güzel fotoğraflar Mehmet Karatopak’ın aile Arşivinde çıktı. Köprünün yıkıldığı 1954 yılı Nisan ayı içinde Sülemiş tepesi ve köprünün resimlerini çektiren Mehmet Karatopak, aynı zamanda Batı cephesine de gitmiş “Gazi” idi. Bahsi geçen fotoğrafları koruma altında bulunduran ailesinin belgeleri bana vermiş olması Kadirli Tarihine olan sevgi ve özlem duygularımı canlandırdı.  Kadirli’ye her gidişimde ve Savrun kıyısında yürüdüğümde tarihi Cemal Paşa’nın yaptırdığı TAŞKÖPRÜ’yü hayal ettim.

    BEHİCE BATUR’UN ŞİİRİ KULAKLARIMI ÇINLATMIŞTI

    Kadirli’de yaşanan çocukluk ve ilk eğitim yıllarında Cumhuriyet İlkokulu’nun yakınında Cihangirler mahallesinde bir konakta oturan Behice Batur ve kocası Süleyman Batur tarihi ve milli konulara duyarlı insanlar idi. Süleyman Batur, daktilo ile yazdığı aşiret ve aile hatıralarını bana teslim etmişti. Behice Batur, ne zaman yanına varsam babası Çoban kahyayı ve çetelerin Kadirli’ye giriş olayı anlatmış ve 1943 yılında yazdığı “Kadirli Çeteleri” Şiirini okumuştu.  İlkokul eğitimi esnasında Belediye7nin hoparlöründen Kadirli Çeteleri şiirini okuyan öğrencilerin haykırması yüreklerimizi  titretirdi.

    KUNDURACI ALİ’NİN FOTOĞRAFLARI

    Kadirli’li fotoğraf meraklısı “Kunduracı ali “ lakabı ile de tanınan Ali Mümtaz Sayman her zaman Katsal yaylasındaki evinde ziyaret ettiğim tarih sohbetleri yaptığım  bir insandı. Bana elinde bulunan şiir defterinden yazdıklarını okurdu. Kunduracı Ali’nin  ilk çocukluk ve gençlik yıllarından itibaren fotoĞraf meraklısı olduğunu öğrendim. Albümünde 1940 ve 50’li yıllara ait siyah beyaz Kadirli şehir fotoğraflarını gördüğümde çok heyecanlandım.  Kunduracı Ali ailesi, rahmetli eşi ve çocukları Şinasi, Bülent, Levent ve diğerleri her zaman saygıda bulundular. Babalarından kalan bilgileri benimle paylaştılar.  Onların bu hareketleri karşısında çok duygulandım.
    Kadirli insanı atalarından devr aldığı tarihi değerlere her zaman sahiplenmiş, bu konularda araştırma yapan bilim adamları, tarihçiler, şairler ve sanatçılara sahip çıkmış, desteklemiştir. Sayın Dr. Hakkı  Sayman’ın  Üniversitede öğrenci iken tarih araştırma yaptığım yıllarda bana ne kadar destek verdiğini zhatırlar ve duygulanırım. Tayyıpzade ailesinden ve de benim İlkokul öğretmenim olan Osman Arıkan’ın Fransız işgalini sınıfta uygulamalı olarak anlatması belki de tarihçi olmamın ilk işaretleri idi.

    KADİRLİ’NİN TARİH SEVGİSİ  kitabını yazma çalışmaları bu duygular sonucu ortaya çıktı. Sel gider kum kalır derler ya! O kum, belki de yaşanan tarihten hatırlananlar ve yaşatılanlardır.

4 Ocak 2011 Salı

FRANSA'NIN ÇUKUROVAYI İŞGAL FOTOĞRAFLARI

                                         
                                         adana Vali Konağı Önü, 1920 yılı
                                        
                                          Fransız gemisi, Mersin limanına yaklaşıyor
                                         
                                          Asker ve Savaş malzemeleri taşıyan gemi Mersin limanında
                                          
                                          Fransız kumandan ve askerler mersin'e çıkarma yapıyor,Aralık 1018
                                        
                                          Fransız askerler Adana istasyonunda törenle karşılanıyor
                                          
                                          Fransız süvari askerleri Adana istasyonunda
                                           
                                          Fransız kumandanlar İskenderun limanında işgali başlatıyor
                                         
                                          Ermeni mülteciler-göçmenler Adana çadır kampında
                                          
                                         Ermeni çadır kampında hayat devam ediyor
                                        
                                            Adana kuru köprü-şehir merkezi
                                          Fransız askerler mersin'de
                                         
                                          Mersin şehrinin görünüşü, 1920
                                          Fransız general Guro, Tarsus'a geliyor,
                                        
                                          Fransız askerler görev başında
                                        
                                          Tekir-Pozantı vadi yamacında siperde bir Fransız askeri
                                         
                                          Binbaşı Menil'in evi-Pozantı
                                         
                                          Belemedik istasyonunda hastahane
                                         
                                         Fransız general Dufyo
                                         
                                         Fransız general Guro'nun karşılanması, Mersin
                                        
                                          Fransız askerler eğitim anında, 1916
                                         
                                         Fransa'nın Kilikya(Çukurova) işgalini Beyrut'tan yöneten General Guro
                                          Fransız askeri karargahı olarak kullanılan Adana Kolordu binası
                                            Fransız askerler Ceyhan nehri kıyısında, Osmaniye
                                                    
                                                   Fransız  albay Bremond , Adana'daki katliamlardan sorumlu
                                                       
                                                       Fransız kumandanın kapısında bekleyen Senegalli asker
                                          
                                           ADANA VALİ KONAĞI
                                        
                                         TÜRKLERİN KURŞUNA DİZİLDİĞİ ADANA ŞEHİR MERKEZİ
                                        
                                         Fransız askerler Seyhpan nehrinde su çarkının (mavra) yanında
                                          Fransız askerler
                                         
                                         Çam dalları ile örtülmüş bir vagonu haberleşme aracı olarak
                                         kullanan Fransızlar
                                         İçki içerek keyif süren Fransız askerler
                                         
                                         Tarsus'ta çocuklmar için açılan bir sergi ve gösteri yeri
                                        
                                          Fransız askerler gezintide
                                          Altta bir Fransız asker tankın yanında, Toprakkale-Osmaniye

14 Ekim 2010 Perşembe

SAYIN AHMET NARİNOĞLU’NUN ADANA HAYALLERİ …

-Ahmet Narinoğlu, Andırın’ın bir dağ köyünde doğmuş, Karaisalı Kaymakamlığı ve Adana Vali yardımcılığı da dahil ülkenin pek çok yerinde yöneticilik görevinde bulunmuştur.
-Adana hakkındaki araştırma-plan ve projelerini hayata geçirmek için Büyükşehir Belediye Başkanlığına adaylığını da açıkladı.
-Sayın Narinoğlu Adana’nın Tarihi kent kimliğine kavuşması için yoğun çalışmalar yapıyor.
O’nunla ilk tanıştığımızda sevecen bir bakışla elini uzatmış ve “merhabalar sayın hocam. Sizinle Ankara’da 1970’li yıllarda Üniversite öğrencilik yıllarımızda tanışmıştık. Aradan yıllar geçti. Şimdi Adana için ve tarih bilimi için neler yapıyorsunuz?” demişti. Kadirlili olduğumu ve eşimin de Andırın Anacık köyünden olması dolayısı ile kendisi ile yakından gönül bağımız doğdu. Çünkü o’da Andırın’ın Geben beldesine yakın Sis/Bunduk yöresindeki bir dağ köyünden idi.  Ve ilk tanışmamız ve konuşmamız 2000’li yılların başlarında gerçekleşmişti. Kendisi Adana Vali Yardımcılığı görevinde bulunuyordu. Sonra onunla evinde buluştuk. Kayın validesi benim de aynı zamanda okuduğum Cumhuriyet İlkokulu öğretmenleri arasında bulunan Dana Carıllı idi. Mesleğinde titiz, çalışkan ve bir o kadar da eğitimde öncü ve  başarılı bir insandı. 
     Hakkında bilgiler verdiğim ve yakından tanıma imkanına kavuştuğum kişi sayın Ahmet NARİNOĞLU idi. Kısa süre önce İstanbul Kağıthane Kaymakamlığı görevinden istifa ederek Adana’ya gelmiş ve Büyükşehir Belediye Başkanlığı için adaylığını açıklamıştı.  Adana’yı bir dünya kenti yapmak için elinde çok sayıda uygulanabilir plan ve projeleri vardı.
ADANA KİMLİĞİNİ CANLANDIRMA ÇALIŞMALARI…
Sayın Narinoğlu’nun Adana hakkında öncelikle gündeme getirdiği konular arasında kentin 5 bin yıllık tarihinin merkezi olan Tepebağ’daki tarihi mirasa sahip çıkma düşüncesi vardı. 20.yüzyılda çarpık kentleşme ile adeta yok edilen tarihi Adana kentinin ayakta kalan son eserlerine sahip çıkma ve tanıtma yönünde ciddi çalışmaların yapılması gerektiği görüşlerini açıkladı.  Adana Havaalanı’nın Şakirpaşa mahallesi ile bağlantılı Ana yol kıyısında bulunan Atatürk’ün 1918 yılı kasım ayı içinde birkaç gün kaldığı tarihi konağın korunması olayına el attı.
     Sayın Narinoğlu, 1980’li yılların başlarında Kaymakamlık yaptığı Karaisalı ilçesi için “Kuvayı milliye gününün” tespit edilmesi ve kutlanması çalışması ile yörede tarih bilincinin canlandırılması ve genç kuşaklara benimsetilmesine öncülük etmişti.  Zaman içinde Andırın ilçesinin sosyo-kültürel ve ekonomik kalkınması için hemşehrilerini bir araya getirerek sivil toplum hareketini başlattı. Toplantılar düzenledi. Ve ben bu toplantıların çoğuna da katıldım.  Görevi gereği İstanbul Kağıthane Kaymakamı olarak çalışırken bile Türkiye genelinde Andırınlıları bir araya getirme çalışmalarını yürüttü.  Sabırla ve inatla yıllardır hizmet verdiği Adana’ya, doğduğu Andırın’a, aile özlemi içinde bulunduğu Kadirli’nin kalkınmasına yönelik araştırmaları, projeleri vardı. Kendisi ile Çaldağı eteğindeki Camili köyünde Ermenilerin 15 Haziran 1920 tarihinde yaptıkları saldırı ve tahribatlarla ilgili Rifat Kodal çiftliğindeki tespit çalışmalarında bulunmuştum. Çalışmalarımız hızla ilerledi. Bir noktaya gelince tıkandı kaldı. Umutlarımız kırılmasın diye projenin neden böyle sonuçlandığı hakkında sessizliğe büründü.
    Ama son görüşmemizde Adana’nın Fransız işgalinin ilk günlerinde Taşköprü başında şehit edilenler içinde olduğunu… Yine akrabalık bağı içinde bulunduğu 1919 yılı içinde Beyrut’tan Adana’ya gelerek önce Valilik’te memur olarak çalışan sonra da telgraf işlerini yürüten Hasan Carıllı’nın fedakarlıklarını anlattı. Atatürk, 1927 yılında Nutuk kitabını yazarken Adana’nın düşman işgali altında fedakar çalışmalar yürüten telgraf memurundan bahsettiğini….Bu konuda şimdi resmi belgeleri bulmak için çalışmalar yapılması gerektiğinden bahsetti. Milli mücadeleden sonra Hasan Carıllı’nın kendisine verilen istiklal madalyası, maaş ve her türlü maddi ödülü kabul etmeyerek “Ben vatan görevinde bulundum. Karşılığında hiçbir şey istemiyorum” dediğinden bahsetti.
    Sayın Ahmet Narinoğlu, şimdi Adana halkının ve kamuoyunun da desteğini alarak yaklaşık 30 yıldır sürdürdüğü yöneticilik, plan-proje hazırlama, kentsel dönüşüm-gelişme çalışmalarını yıllardır içinde yaşadığı Adana’nın 21. Yüzyılda bir dünya kenti olması yönünde destek ve görev bekliyor.  Bu saygıdeğer hemşerimizin Allah yar ve yardımcısı olsun…

KAHRAMANLAR DA AĞLAR

    -Adana şehir merkezi Abidinpaşa caddesi kıyısında tarihi Roma Sarayı harabesi tem kısmında yapılan kazılarda  Orpheus Mozayiği bulundu.
     -Sevdiği insanın arkasından ağlayan Orpheus’un gözyaşı dökerek söylediği ağıta hayvanlar ve kuşlar da katıldı.
     -Orpheus’un mozayiği şimdi Adana Müzesinde görülebilir.

     Yaşadığı şehri anlatıyordu, meraklı izleyenlere… Burası Taşköprü, hemen batı yönünde kalekapısı ve onunla bağlıntılı antik kentin ana caddesi yani “aksı”nı görüyorsunuz.Burası bugün Abidinpaşa caddesinin de olduğu yer.  Antik kentin yönetim merkezi ,saraylar, tapınaklar da burada idi. Sonradan Tepebağ’ı çevrelen alanda sur duvarları yükseldi. Biraz da güvenlik endişesinden dolayı iç kale, sur duvarları birbirini tamamlıyordu. Ramazanoğulları zamanında Adana kenti sur duvarlarının dışına taştı. Güneye doğru büyüdü. Ulucami ve etrafındaki Ramazanoğulları vakfının bulunduğu yerler şehrin merkezi haline geldi.  Ama tarihi Adana kentinin hiç değişmedi tarih boyunca işte şu gördüğünüz  “doğu-batı aksı/ ana caddesi”…
     Gençliğinin baharındaki genç bilim adamı Adana’yı anlatırken izleyenleri tarihin derinliklerine doğru bir yolculuğa götürüyordu. Kendisini izleyenler merakla ne diyeceğine bakıyorlar biraz da derin derin düşünüyorlardı.  Sonraki günlerde sayın araştırmacı kenti Tepebağ etekleri boyunca çevreleyen sur duvarlarının son parçasını buldu.  Yaşanmış bir tarihin Adana kentinin antik döneme ait görünüşünü ortaya çıkarmaktan çok mutlu idi. Konuşmaları heyecanlı,bakışları heyecan ve sevgi dolu idi.  Bilgiyi paylaşıyordu, insanlarla sadece.
    Ama sayın araştırmacının bilgi sunmadığı bir konu vardı: Antik kentin aksı/ana caddesi üzerinde Romalılar zamanından kalma tapınak harabesi zemininde 1960’lı yıllarda yapılan bir kazı çalışmaları esnasında mozayik göüntüsü çıkmış, Müze yetkilileri  tarafından sökülerek yerinden alınmış ve korunmak üzere götürülmüştü. Bahsi geçen mozayik, elinde müzik aleti çalan genç bir insanın etrafında kuşlar ve hayvanlar dolaşıyor olarak görüntüye yansımıştı. .  İnsanı duygulandıran sesler müzikle yansıyordu etrafa, kulakları çınlatıyor, kalpleri titretiyor, sonra da gözyaşı dökülmesine neden oluyordu.
Bahsi geçen mozayik  tarihi belgelerde “müzik çalan orpheus” adıyla tanımlanıyordu. Grekler zamanından kalan bir efsane canlandırılıyordu.  Sevdiği karısı Eurudike’yi kaybeden Orpheus, ölüler ülkesi tanrılarına yalvarmış ve onun geri gelmesini istemişti. Sevgilisi yanına gelirken bu mutluluğu kıskanan Zeus tarafından şimşekler çakmış, kötü insanlar bin bir türlü engeller çıkarmışlar… Eurudike’de yeniden ölüler dünyasına gitmiş… Sevgilisine kavuşamıyan Orfeus, elindeki müzik aleti ile kuşlara, hayvanlara, taşlara,ağaçlara şarkı söylemeye başlamıştı. Yürekleri dağlayan gözyaşlarının hiç eksik olmadığı bir aşk hikayesinin kahramanı olan ORFEUS da sonunda parçalanarak öldürülmüştü.
    Araştırmacı sonraki günlerde mutluluğu aradı hep insanlarda… Ama bulamadı bir türlü. Engeller çıktı aşamadığı. İntihar etmek istedi ama olmadı. Dünyanın türlü halleri içinde yuvarlanıp duruyordu. Hep sonsuz mutluluğu arayan peşinde koşan ama hiçbir zaman bulamayan… Tıpkı Orfeus mozayiğinde anlatılmak istenen gibi!




10 Ekim 2010 Pazar

BİR EŞKİYA BAŞI’NIN ADANA’YA ‘VALİ’ OLMASI!

         -Osmanlı yönetimi Payas yöresine hakim olan  derebey ve eşkiyabaşı Küçükalioğluna söz geçiremeyeyince onu “Vali yapmaya” karar verdi.
          -Küçükalioğlu Valilik maaşını az buldu. Misis köprüsünü orta yerinden kırdırdı. Ve yolcuları paralı olarak gemiyle taşımayabaşladı.

        
         Merak bu ya... 1830'lu yıllarda İngiltere'den Küçük Asya'ya (Anadolu ) gelen BARTLETT, uzunca bir süre Çukurova ve civarında dolaştı. Yanında görüntü çizim ustası (gravürcü) MURDOCK olduğu halde Misis'e geldi. Tarihi köprünün Adana'ya bakan tarafındaki ayağına yakın bir yere oturdular. Murdock, sehpasını kurdu. Kalemlerini, boyalarını çıkardı. Karşısındaki manzarayı çizmeye başladı. Hemen biraz ilerisinde yere oturmuş arkalarını taşlara vermiş birbirlerine hal hatır soran sohbet eden insanları, az ilerde ırmak kıyısındaki muhafız askerleri ve birbiri peşi sıra köprüye doğru ilerleyenleri çizmeye başladı. Köprünün karşı tarafındaki kalekapısı, kervansaray bütün ihtişamı ile görüntüye yansıdı. Ceyhan nehri zahir o gün boz bulanık akıyordu. Misis kalesi ve ırmak kıyısındaki değirmen de görüntüye  girmişti. Murdock'un çizimine dikkatle bakan gözlerin hemen fark edeceği bir husus vardı ki... Köprü tam orta yerde kırılmış veya çök­müş olmalı idi. Ayaklar arasına tamirat çalışmalarını yansıtan bir durum vardı.  Tabii akla gelen ilk soru: Köprüye ne olmuştu? Çürümeden dolayı bir çökme veya yıkıntı mı yoksa bir başka sebep mi vardı?
         Misis köprüsünün orta yerindeki çatlak veya çöküntü 1830'lu yıllarda­ki bir gravüre böyle yansırken herhalde olayları en iyi bilen yine köprü başındaki palmiye ağacının yanındaki elleri silahlı muhafız askeri olabi­lirdi.
         EŞKİYAYA VEYA DEREBEYE GÖREV VERİRSENİZ
         1750-1850 yılları arasında geçen yüzyılda garip haller olmuştu, Misis köprüsü ve civarında. "Cadde" diye tabir olunan uzun bir kervan yolu geçiyordu Misis'ten... Gülekboğazı, oradan Karaisalı vadileri, Adana, Çaldağı eteklerinden Misis'e ulaşan kervanlar, burada biraz konaklar, "köprüden geçiş vergisi" öder, öylece giderdi hac ve tüccar kervanları... Biraz ilerde Kurtkulağında mola verilir, ondan sonra Payas kalesine ulaşılır, burada konaklanır, sonra Belen geçitlerinden gidilerek Antakya'ya oradan da Halep'e ulaşılırdı. Bahsi geçen kervan yolu Osmanlı'nın Ortadoğu'daki can damarı durumunda idi.
         1750'li yıllarda Gavurdağları eteklerinde güçlenen etrafına kendi adamlarını toplayan Küçük Ali, Misis'ten Payas'a giden kervanlara saldırdı. Ele geçirdiği malları ganimet babında dağlara kaçırdı. Gavur dağları, derin va­diler, ormanlar, uçurumlar, kaleler ile dolu idi. Dağlara saklanan bir eşkıyayı bulmak da çok zor idi. Aslında Küçük Ali, masum görünüşlü köksüz bir eşkiya değildi. Dadaloğlu'nun deyişiyle "Bozok Handan sürer gelir ötesi, Özeroğlu Seyfi Handır atası" övgüleri Küçük Ali'ye söylenmişti. Küçük Ali, aslında kendisini soylu bir Türkmen beyi olarak görüyor, "Özer ili" olarak isimlendirilen Payas civarına sahip olmak istiyordu. Küçük Ali, Gavur dağları eteklerinde eşkiyalık hareketlerine başlamış, dağdan aşağıya doğru bir taş yuvarlamıştı.
         Küçük Ali'nin ölümünden sonra oğlu Halil 1780'li yılların başlarında başına topladığı yüzlerce adamı ile birlikte Payas yöresindeki kervan yolunu basmaya başladı. Osmanlı yönetimi Halil'i kendisini bağlamak baskınları önlemek istedi. Halil'e "Payas beyi", "Kapıcı başı", "Mirliva" unvanları veril­di. Beylik çadırı kurmasına, kürk giymesine, kılıç kuşanmasına izin veril­di. Şanlı şöhretli bir "bey" sayılacaktı, ancak esas görevi "padişahın kapısını bekleyen" sadık bir bende veya "kapıcı başı" olarak kalacaktı. Bir yerde yönetim, Halil'i Payas Sancağı'nın en büyük yöneticisi tıpkı bir vali gibi
 ünvanlara layık görüyordu. Sadece uslansın, kervanları basmasın, topladığı vergilerin bir kısmını kendisine alsın ama önemli bir kısmını Padişaha yol­lasın diye.
         Halil, bir türlü uslanmadı. Halep'ten Payas'a gelen hac kervanını bas­tı. Kadı efendiyi esir aldı. 4.000 kuruş karşılığı fidye alarak serbest bı­raktı. Olaylar sonrası Halil yakalanmadı. Tekmil Çukurova'nın en büyük Vali‘sinin istekleri, padişahın da onaylaması üzerine Halil ile mücadele etmektense yöreden toplanan 6.000 kuruş verginin 2.500 kuruşunu Halil"e bıraka­rak affedilmesi uygun bulundu. Af fermanını Adana Valisi Ali Paşa, Halil'e ulaştırdı, 1781 yılında...Halil, daha daha büyük mertebeye yüceltildi. Ken­disine "PAŞA" unvanı bile verildi.
         "Alışmış kudurmuştan beterdir" derler ya... Halil bir türlü uslanmadı. Yine yol kesip haraç almaya başladı. Koskoca Osmanlı Sadrazamı Halil sorununu kökünden halletmek için 3.000 asker, gelişmiş top ve tüfenkler ile Payas'a geldi. Payas'a bakan Gavur dağlarında zorlu savaşlar oldu. Halil yine yakala­namadı. Osmanlı'nın hac ve tüccar kervanları, Payas'tan öteye İskenderun'a yine geçemiyordu. Karataş sahillerine gelen kervanlar, gemiler ile İskende­run veya Samandağ sahillerine çıkarılıyor, öylece Halep'e doğru yol alıyor­du, 1786 yılında. Arkasından Adana Valisi Yusuf Paşa, Halil üzerine külli­yetli asker ile yürüdü.9000'i aşkın askeri güç Halil'i yine yakalayamadı, Gavur dağlarında.
         Fransız Devriminin yaşandığı 1789 yılında Adana eyaletinin kuzeydoğu kıyısındaki Payas yöresinde Osmanlı yönetimi Halil ile yine baş edemedi.O'nu Padişah III. Selim'in tuğralı fermanı ile 1791 yılında "Mirimiran" unvanıy­la geçmiş suçları affedilerek en güçlü "vali ve bey" yapıldı. Halil için makam, mevki, post, tuğlu çadır, validen daha üstün durumda itibar tamam ama bütün bunlar para etmiyor ki!.. Halil, beyliğinin güney sınırında bulunan Misis'e geldi. Köprüyü kontrolü altına aldı. Köprübaşındaki bac (gümrük) kapısından 25.000 kuruş gibi yüklü bir gelir elde edildiğini öğrendi. Kervan­ların köprü üzerinden geçişine izin verse, alınan vergiler deftere işlene­cek, Adana Valisine vergi verilecek. İyisi mi köprünün orta yeri kırılırsa veya çökmüş olursa gelen geçenden vergi alınamazdı. Gelişmeler de bu yönde oldu. Halil'in adamları köprünün her iki yanına gemi vazifesi gören kayıklar yerleştirdiler. Toplanan paraları da öncelikle Halil'in "cebine" gönderdi­ler.  Ta ki 1830'lu yıllarda İngiltere'den gelen gravür çizim ustası Murdock Misis'e gelip köprünün görüntüsünü belgeleyinceye kadar çatlak veya çö­küntü ayan beyan belli idi.
         Halil'in akibeti ne mi oldu? Yüksek yüksek görevlere gelmesine rağmen bir türlü uslanmadı. Payas iskelesinde bulunan Fransız gemisine saldırdı. Malları yağmaladı, dağlara kaçırdı. Sattı. Ki miktarı da 168.000 kuruşu bu­luyordu. 1803 yılında Mekke'den gelen hacıları yine Payas yakınlarında soy­du. Mallarını rehin aldı. Adana Valisi, 100.000 kuruş fidye ödeyeceğini söy­leyince hac kervanı serbest bırakıldı. Emri hak vaki oldu ve Halil, eşkiyalığı arşı alaya çıkan ünlü Türkmen beyi veya yönetimin emirler emiri 1803 yılında ansızın darıbekaya rıhlet etti (ebedi dünyaya göçtü).Geride Osmanlı Arşi­vinde bir sürü belge ve bay Murdock'un Misis köprüsünün çökmüş halini yansıtan gravür  bırakarak.