10 Ekim 2010 Pazar

PAKSOYLARIN ADANA’DA İMPARATORLUK KURMALARI!

-Tarihi belgelerde Bağdadiler olarak geçen Paksoylar, 19. yüzyıl sonlarında Adana’nın en zengin çiftçileri oldular.
-1909 Adana iç savaşında Paksoylar Ermeniler tarafından ağır şekilde suçlandılar.

     Nisan(l998) ayı içinde bir yakınımı ziyaret için Adana şehir merkezinden ayrıldım. Havutlu köyünden güneyde Seyhan nehrinin kıyısındaki kanalı izleyerek Gümüşyazı köyüne kadar gezi yaptım. Çukurova’nın canbiter toprakları ilkbahar ayında seyretmenin doyumsuz keyfini yaşadım o gün... Portakallar çiçekleri açmış, buğday başağa durmuş, bağlar bahçeler börtü böcek uyanmış... Birbirleriyle sarmaş dolaş olmuş... dölleneceği anları... vereceği ürünleri sunmanın gayreti içindeydi. Hani Adana’nın “en” zenginleri içinde isimleri geçen PAKSOYLAR veya tarihi belgelerdeki Bağdadiler ailesinin çiftliğinin bulunduğu yere gelmiştim. Genç bir köylüye sordum: “Bu topraklar kimlere ait” ...Köylü: “-Gözünün gördüğü her yer PAKSOYLARINDIR”... Binlerce dönüm arazi ...ürün adeta topraktan fışkırıyor, sahipleri zenginleşiyor... Seyhan nehrinin binlerce yıldan beri dağlardan vadilerden sürükleyerek getirdiği milli kara topraklar aşağıdaki Yüreğir ovasında “can biter” tarlaların olmasını sağlamış.

...MISIR’DAN ADANA’YA DOĞRU UZANAN “SERENCAM”...

Mısır’la Adana’nın kaderleri tarihin başlarından beri nerede ise ortak. Nil nehri Mısır’a, Seyhan-Ceyhan Çukurova’ya hayat verir. Bütün zamanlar boyunca Çukurova’dan Mısır’a... Mısır’dan da Çukurova’ya kaçan göçenler olmuştur. İşte böylesi bir olay sonucu l780’li yıllarda Mısır’daki kabileler arasındaki kavgadan dolayı kaçarak Adana’ya gelen Şeyh Muhammed, sarısıcağa, sıtmaya, sineğe dayanamaz. Halep’e döner. Halep Vali Paşasının yanında askerlik yapmaya başlar. Padişah’tan gelen buyruk üzerine Bağdat Valisi “Asi” görülmüş, yakalanması istenmiştir. Şeyh Muhammed Halep Valisi ile Bağdat’a gider, Asi Vali yakalanır, İstanbul’a yollanır. Muhammed hem asker hem de “ehli keyf” bir ademoğludur. Halep’teki karısını unutur, Bağdat’lı bir hanımla evlenir. Halep’teki eski hanımının Bağdat’a sefer yapması, şeyh Muhammed’in yeni hanımı ile kavga ederek kocasına sahip olması olayı aile tarihinde hiç unutulmaz. Şeyh Muhammed, bir müddet Bağdat’ta “Aşar memurluğu” yapar. Zarar eder... Sonra ver elini yeniden Adana... Sarıyakup mahallesine yerleşme ve ölüm... Sonrası oğlu Abdülkadir’in “Bağdadi” şöhretiyle Adana tarihinde ön plana çıkması.

...GÜMRÜK MEMURLUĞUNDAN PAMUK TÜCCARLIĞINA...

Taşköprüden yörükler, Türkmenler geçerdi yaz-bahar aylarında... Zaman zaman da hac ve tüccar kervanları... Köprü üzerindeki “bac kapısı” aynı zamanda gümrük merkezi gibiydi. Deveden 3 akça, koyundan, keçiden 2 akça, insanlar geçerse de kelle başına bir miktar akça “köprüden geçiş” parası alınırdı. Adana’ya yağ gelir, tuz gelir, sepetler içinde veya torbalarda “penbe” adı verilen pamuk da gelirdi. Vali efendinin vilayet bütçesinin önemli gelir kaynağı da köprüden geçiş vergisi (bac’ı) almaktı.

Herneyse... Abdülkadir, “paranın tadını” köprü geçiş bac alma memuru iken aldı. Görevini bıraktı. Büyüksaat yakınlarındaki Büyükhan’da toptancı manifatura ve bakkaliye esnaflığına başladı. O civardaki Ermenilerle de yakın ahbaplığı vardı. Piyasa Ermeni ve Rum tüccarların elinde idi. Abdülkadir’in onlar arasında zenginleşmesi bir hayli zordu ama, uyanık fikirliliği ve talihi yardım etti... Mersin’e kadar gider gelir, Avrupa’dan gelen malları atlarla Adana’ya taşır, piyasaya dağıtırdı. Kısa zaman da çok para pul sahibi oldu. Adana’nın ünlü ağalarından YEĞENAĞA, Bağdadinin dükkanına gelir, gider... Yakın ahbap olurlar. Yeğenağa sıkışır, Kuranşa’daki 1500 dönümlük çiftlik arazisini Bağdadi’ye satma teklifinde bulunur... Yıl 1874... Abdülkadir, zar zor elindeki birikmiş parayla tarlayı satın alır. Bir hayli de zengin olmuştur o sıralarda... II. Abdülhamit zamanında Adana Belediye Başkanlığına da seçilir. Siyasi gücü de artmıştır. Mamuklu tarla, Kuranşa, Karaahmetli, Kumrulu, Yeniköy, Narkulak, Zeamet köylerinden tam tamına 35.000 dönüm arazi satın alır Bağdadi Abdülkadir... Ağaların ağası olmuştur.. .Adana valilerinden Akif Paşa’nın Narkulak’taki tarlasını da alır.

Çiftlikler, hanlar, binalar, “karun gibi” zengin olur... Bağdadi Abdulkadir... Bu durumdan Ramazanoğulları hoşnut olmaz. Çünkü Adana’nın fetih ve Türklük tarihine damgasını vurmuş Ramazanoğulları 19. yüzyılda giderek zayıflamış, diğer aileler ön plana çıkmıştır. l890’lı yılların ünlü vali Bahri Paşa’da, Ramazanoğullarından bir kızı oğluna alır, yakın akraba olur... Ermenilerde rahatsızdır Bağdadi’den... Çünkü 1858 yılında çıkarılan boş arazilere, meralara, mezralara “şahısların mülk edinmesini” sağlayan kanun çıktığından beri Yüreğirovası’nın can biter topraklarını ele geçirmelerinde karşılarına “müslüman” bir rakip çıkmıştır. Bağdadi Abdülkadir, 1861-1864 yıllarında devam eden Amerikan iç savaşı esnasında Avrupa pazarlarına pamuk gelmemesinden de istifade etmiş, çiftliklerinde ürettiği, piyasadan satın aldığı pamukları dışarıya satarak büyük kazançlar da sağlamıştır.

...SOKAK ARALARINDA ÖLMÜŞ İNSANLARIN “DONLARINI ÇIKARDILAR”

1909 yılı Nisan ayının l4’ünde Adana’da Türkler ve Ermeniler arasında “iç savaş” patlak verir. Görünürdeki sebep “31 Mart Vak’ası” olarak da İstanbul’daki “irtica ayaklanmasının” çıkması, Hükümetin otoritesinin sarsılması ve arkasından Adana’da da Ermeni papaz Muşeg’in kışkırtmaları sonucu Ermeni ve Türk mahalleler arasında kıyasıya bir çatışmanın başlamasıyla iç savaş çıkmış oldu.

İĞTİŞAŞ adı verilen “Adana iç savaşı” Nisan l909’da günlerdir sürdü, Karaisalı’dan gelen Redif (Yardımcı) askerlerin olaylara müdahalesi ile Selanik’ten gelen Osmanlı askerlerinin müdahalesi sonucu isyan önlenebildi.

Ermeniler, Adana iç savaşının çıkmasının asıl sebebi olarak Bağdadi Abdülkadir’i gösterdiler. Bağdadi’nin, Adana’daki bütün kötü işlerin sorumlusu olduğu, Adana çiftlik ağalarının toplandığı Ziraat Kulübünde halkı Ermenilere karşı kışkırttığı ileri sürüldü. Bağdadi Abdülkadir’i suçlayan Ermenilerin liderliği Sis’ten Adana’ya gelen Ermeni Komitacı ve Bucak yöresinde çiftliği bulunan Karabet GÖKDERELİYAN ile Adana’da avukatlık yapan Karabet ÇALLIYAN idi. Her ikisi de Ermenilerin Hınçak örgütü üyeleriydiler. Olayların bitiminde hem Bağdadi Abdülkadir ve hem de Ermeni Gökdereliyan aynı binanın ayrı odalarına hapsedildiler. Gökdereliyan odasının penceresinden/kapısından BAĞDADİ’ye bağırır: “Abdülkadir Efendi seni ve beni asmazlarsa ortalık rahatlamaz(!)”...

Adana iç savaşı bir yerde Çukurova’nın verimli topraklarını ele geçirmek, Ermeni devleti kurmak isteyenlerle onlara karşı koyanların (Türk ve Müslüman eşraf, çiftlik sahiplerinin) bir mücadelesidir. Savaş sonrasında binlerce insan öldü. Adana harabeye döndü. Sokak aralarından Belediye arabalarına yüklenen cesetlerin “donları çıkarılarak” sünnetli olup olmadıklarına bakıldı. Bir kısmı mezara, bir kısmı da açılan çukurlara veya Seyhan nehrine atıldı.

BAĞDADİLER’İN (PAKSOYLAR’IN) Çukurova’daki serencamlı tarihlerine bakınca... Gümüşyazı köyündeki geniş arazilerdeki buğday başakları, Seyhan nehrinin suları, yer gök her taraf gözüme “kan kırmızısı” görüktü.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum Gönder